Günümüzde iletişimsizlikten ön yargılara gerek özel hayatımızda gerekse iş yerlerinde meydana gelen çatışmalardan toplumsal kutuplaşmaya kadar yaşadığımız sorunların büyük bir bölümü aslında tek bir noktada buluşuyor: Birbirimizin duygu ve düşüncelerini yeterince anlayamıyoruz. Herkes karşısındaki kişinin kendisini anlamasını bekliyor, ancak aynı anda diğerinin hissettiklerini önemsemiyor.
Bir anlığına, dünyayı karşımızdaki kişilerin gözünden görmeye başladığımızı, diğer bir deyişle onların ayakkabılarıyla adım atabildiğimizi hayal edelim… Onların sözlerinin altında yatan anlamları, sustuğunda yuttuğu kelimeleri, yaşadığı belirsizliği, sevincini, üzüntüsünü ya da içinde bulunduğu koşullarda olaylara karşı bakış açısını gerçekten hissedebilseydik nasıl olurdu? Belki de birçok tartışma daha başlamadan çözüme kavuşabilir hem bizi hem de karşımızdaki kişileri sınırlayan pek çok ön yargı filizlenmeden yok olabilirdi.
Soyut bir kavram olarak yıllardır hayatımızda olan “empati”, başkalarını anlamaya çalışmanın ötesinde artık toplumları ve ilişki biçimlerini dönüştüren önemli bir beceri haline geldi. İşte tam da bu nedenle, dijital çağda sessizce dönüşüme uğradığı için günümüzde yeniden tanımlanmaya ihtiyaç duyan kavramlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu dönüşümün merkezinde ise, yıllar önce yalnızca bir oyun teknolojisi olarak gördüğümüz bir araç var. O da VR yani sanal gerçeklik.
Bu yazıda, sanal gerçekliğin insanlığı nasıl derinden etkileyebileceğini; hatta bir başkasının duygusal evrenine ışınlanmayı nasıl mümkün kılabileceğini birlikte keşfedeceğiz.
Empati Nedir? Neden Bu Kadar Önemli?
Empati kavramını araştırdığımızda pek çok farklı tanım görebiliriz. Genel olarak kendisini başka bir canlının yerine koyup onun duygularını hissedebilme, düşündüklerini anlayabilme yeteneği olduğunu hepimiz biliyoruz. Empati hem doğuştan geldiği düşünülen bir yeti (ağlayan bir bebeği duyan başka bir bebeğin ağlaması gibi) hem de zaman içinde geliştirilebilen bir beceri olarak tanımlanıyor. Tabii empati kurabilmek için bir insanın her şeyden önce kendisini çok iyi tanıyıp anlayarak kabul edebilmesi gerekiyor.
En çok bilinen empati türlerini kısaca şu şekilde açıklayabiliriz:
1)Bilişsel Empati: Karşındaki kişinin ne düşündüğünü zihinsel olarak anlamak, bakış açısını kavrayabilmek (hissetmek gerekmiyor).
2)Duygusal Empati: Karşındaki kişinin duygusunu içsel olarak hissedebilmek.
3)Şefkat Odaklı Empati: Sadece anlamak ya da hissetmek değil, aynı zamanda yardım etme motivasyonuna da sahip olabilmek.
4)Somatik Empati: Bir başkasının duygusuna kendi bedenimizle fizyolojik bir yanıt vermek. Bu durum; ayna nöronların etkisiyle düşünmeden, refleks olarak gerçekleşir. (Örneğin; ayağını çarpan bir kişi gördüğümüzde bizim de yüzümüzü buruşturmamız gibi.)
Empati kurmayı, çoğunlukla karşımızdaki kişiye yaptığımız bir iyilik olarak gördüğümüz için kendimizi yormak istemiyoruz. Oysa empati; hem sosyal hayatımızda yani aile, arkadaş, hayvanlar, eş ve çocuklarımız ile olan ilişkilerimizde hem de iş hayatımızda müşterilerimizin istek ya da ihtiyaçlarını anlayabilme, iş arkadaşlarımız ile uyumlu ve verimli çalışabilme, rakiplerimizi analiz etmede başarılı olabilmemiz için sahip olmamız gereken önemli yeteneklerin başında geliyor. Günümüzde empati yeteneğini geliştirmek, bireyler ve toplumlar arasındaki çatışmaları çözmek ve daha kapsayıcı bir dünya inşa etmek için güçlü bir araç olarak kabul ediliyor.
Bununla birlikte, bir kişi ya da olaya yönelik yeterli bilgiye sahip olmadan geliştirilen olumsuz tutumlar olarak tanımlanan ön yargıların temelinde de çoğu zaman empati eksikliği yatıyor. Bu nedenle ön yargıları aşmanın ilk adımı, empatiyi bilinçli olarak geliştirmekten geçiyor. Bu da sanal gerçeklik ile hem kolay hem de daha etkili bir hale geliyor.
Geleneksel Empati Eğitimi: Faydalar & Yapısal Kısıtlar
Sanal gerçeklik ile empatinin nasıl farklı bir boyuta taşındığını incelemeden önce, empati becerisini geliştirmek için kullanılan geleneksel yöntemlere de kısaca değinelim.
Bireylerin kendi duygu ve düşüncelerini tanımasını sağlayarak başkalarının deneyimlerini anlamasını kolaylaştıran farkındalık çalışmaları; duygusal zeka, ön yargı farkındalığı, aktif dinleme gibi başlıklarda teorik bilgiler sunan psikolojik eğitim programları; farklı senaryolar eşliğinde kişilerin farklı roller üstlenerek karşı tarafın bakış açısını deneyimlemesine olanak sağlayan role-play uygulamaları ve empatinin pratikte nasıl kurulabileceğini denemeler ile gösteren iletişim atölyelerinin en güçlü yanı; kişiyi sadece dinleyen değil, kendi duygularını fark eden konuma getirmesi. Kişinin kendi deneyiminden yola çıkarak dönüşmesi, öğrenmeyi derinleştirirken bir yandan da davranış değişikliğinin sürdürülebilir olmasını destekliyor. Eğitmenle katılımcı arasındaki doğrudan etkileşim, güven hissini artırıp kişinin kendini ifade etmesini kolaylaştırabiliyor. Aynı zamanda bu çalışmaların grup halinde yürütülmesi, paylaşım kültürünü güçlendirip sosyal öğrenmeyi destekliyor.
Tüm bu güçlü yönlerine rağmen, geleneksel yöntemlerde zaman,erişim sorunu,eğitmenin niteliği değişken olacağı için tutarlılık ve teori ile pratik arasında oluşabilecek kopukluk gibi birtakım yapısal kısıtlar olduğunu görebiliriz. Yani ne kadar etkili olursa olsun, hiçbir eğitim gerçek bir deneyimin yerini dolduramıyor. Gerçek hayatın karmaşıklığı her zaman aynı etkiyle aktarılamıyor.
Tüm bu eksiklikler, empatiyi daha derin, daha kişisel ve daha deneyimsel bir yöntemle öğrenme ihtiyacını ortaya çıkarıyor. İşte burada teknoloji devreye girip yardımımıza koşuyor.
Teknolojinin Rolü: “Empati 4.0” Neden Gerekiyor?
İçinde bulunduğumuz dijital çağda teknolojinin her alanda giderek artan etkisi, özellikle kalabalık ve hızlı yaşamın içinde kaybolmaya başlayan bağları yeniden kurmak için onu güçlü bir araç hâline getirirken duygulara dokunmanın yeni yollarını da bizlere sunuyor.
Literatürde resmi bir kavram olmayan “Empati 4.0”, “Bir başkasının hikâyesini yalnızca dinlemek değil, aynı zamanda hissetmek de mümkün olabilir mi?” sorusuna yanıt arayan bir yaklaşım olarak görülebilir. Nasıl ki Endüstri 4.0 üretimi, Eğitim 4.0 öğrenmeyi dönüştürdüyse; Empati 4.0 da dijital dönüşümün sadece iş süreçlerini değil, duygusal süreçleri de dönüştürdüğünü gösteriyor. Sosyal medya, metaverse, VR, AR ve yapay zekânın hayatın neredeyse tüm alanlarına temas ettiği bu dönemde teknoloji, artık yalnızca işleri hızlandıran bir araç değil; aynı zaman insani becerileri de yeniden şekillendiren bir ortam. Teknoloji; hisleri köreltmiyor, tam aksine doğru kullanıldığında daha derin bir anlayışın kapılarını bizlere açıyor.
VR ile Empati: Nasıl Çalışır?
Öncelikle sıklıkla birbirine karıştırılabilen şu kavramları tekrar bir hatırlayalım: VR (Virtual Reality) yani sanal gerçeklik; kullanıcının etkileşim kurabileceği, gerçeğe yakın ama tamamen hayali, 3 boyutlu dijital bir ortamken AR (Augmented Reality) yani artırılmış gerçeklik, gerçek dünyanın üzerine dijital nesneler ekleyen bir teknoloji olarak tanımlanıyor. Metaverse ise VR ve AR teknolojilerini kullanarak insanların gerçek dünyada neler yapabiliyorlarsa orada da yapabildikleri büyük bir dijital evren.
Özellikle sanal gerçeklik, empatinin dönüşmesinin en görünür yüzü hâline gelirken bir hikâyeyi sadece anlatmakla kalmayıp kişiyi hikâyenin içine yerleştiriyor ve böylece empati eğitimlerinin uzun yıllardır ulaşmak istediği derinliği sağlıyor. Duygulara kablolu bağlantıyı mümkün kılan bu dönüşüm, teknolojinin sunduğu gerçekçiliği, hikâye anlatıcılığını ve çoklu duyusal deneyimi bir araya getirip empatiyi yalnızca anlatılan değil, gerçekten yaşanan bir deneyime dönüştürüyor. Yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşmenin artacağı bir gelecekte empati; anlamak, hissetmek ve bağ kurmak gibi bizi insan yapan en kritik becerilerin merkezine yerleşirken, sanal gerçeklik bu beceriyi sadece öğretmekle kalmayıp deneyimletebiliyor.
Empati 4.0’ın özü belki de tam burada yatıyor: Teknolojiyi iletişimi kolaylaştırmanın da ötesine geçirerek duygulara uzanan bir köprüye dönüştürmek… Çünkü bir VR gözlüğü taktığımızda gördüğümüz dünya sanal olabilir ama hissettiklerimiz fazlasıyla gerçek...
“Empati Makinesi VR” Kavramı Nasıl Ortaya Çıktı?
Ünlü film eleştirmeni Robert Ebert’in “Benim için filmler, empati üreten bir makine gibi.” sözünden esinlenerek Chris Milk’in 2015 yılındaki TED konuşmasında VR’I “nihai empati makinesi” olarak tanımlaması ve “Clouds Over Sidra” adlı mülteci kamplarını deneyimleten VR belgeselini örnek olarak göstermesi, bu yaklaşım için önemli bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. O günden sonra bu kavramın medya, sanat ve teknoloji çevrelerinde hızla yayılmasını sağladı.
Peki Bilim Ne Diyor? Sanal Gerçeklik ile Empati Kurmak Gerçekten Mümkün Mü?
Bazı bilimsel araştırmalar; VR deneyimlerinin özellikle duygusal empatiyi artırma potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Bunun altında ise iki temel yatıyor:
- Beden Sahipliği Hissi (Embodiment): Empati çalışmalarında en kritik unsur olduğu vurgulanan bu özellik sayesinde kişi, sanal dünyadaki avatarı kendi bedeniymiş gibi hissedebiliyor, artık sadece bir hikâyeyi izlemiyor; onu adeta yaşıyor ve oradaki karakterin yerine geçiyor.
- Birinci Şahıs Perspektifi: Karşımızdaki kişiyi izlemek yerine olaylara onun gözünden bakmak, beynin sosyal algıyla ilgili bölgelerini çok daha aktif hâle getiriyor.
Bu iki mekanizma birleştiğinde ise, kişi yalnızca “anladığını” düşünmekle kalmayıp olayları gerçekten “deneyimlediği” için farklı davranmaya daha istekli oluyor. Görsel, işitsel ve mekânsal uyaranlar da beynin “orada olma (presence)” hissini tetikliyor. “Sürükleyici öğrenme (immersive learning)” denilen bu durum ile öğrenilen şey duygusal belleğe taşınıyor. Yani kişi yalnızca bilgi edinmiyor, deneyimleyerek öğreniyor.
Araştırmalar, sürükleyicilik özelliği yüksek olan VR deneyimlerinin kullanıcıyı o karakterin duygusal durumunu daha kolay anlayabilir hale getirdiğini, çoklu duyusal uyarımla da empatiyi hatırlanabilir bir öğrenme deneyimine dönüştürdüğünü gösteriyor.
Empati 4.0’ın Avantajları ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
VR ile empati kurmanın oldukça önemli avantajları olduğu gibi, uygularken dikkat edilmesi gereken unsurlar da bulunuyor. VR teknolojisi; geleneksel yöntemlerin sunamayacağı kadar çeşitli senaryolar ile güvenli ortamda risk almadan duyguları doğrudan deneyimleme imkanları sunarak daha kalıcı, güçlü, etkileşimli, coğrafi/zaman kısıtlarını azalttığı, maliyet-zaman verimliliği sağladığı için daha erişilebilir bir öğrenme deneyimi sağlıyor. Bununla birlikte; bazı araştırmacılar VR’ın empatiyi artırsa bile bunun her zaman sürdürülebilir kılınamayabileceğini söylüyor. Aşırı dramatize edilmiş deneyimlerin duygusal yorgunluğa sebep olabileceği ve özellikle gençlerde uzun süreli kullanımın gerçeklik algısını zorlayabileceği ise bu konudaki eleştirilerden bazıları. Aynı şekilde dezavantajlı gruplar temsil edilirken hassasiyet gösterilmesi, etik sınırların dikkatle belirlenmesi ve manipülatif kurgulardan da kaçınılması gerekiyor.
VR Empatiyi Her Zaman Artırıyor mu?
Akademik çalışmalar, VR’ın empati üzerindeki etkilerine dair umut verici ama yine de temkinli bir tablo ortaya koyuyor. Örneğin 43 çalışmayı kapsayan bir meta-analiz (VR Improves Emotional but Not Cognitive Empathy: A Meta Analysis), VR’ın özellikle duygusal empatiyi ve duygusal bağ kurmayı anlamlı biçimde artırabildiğini gösterirken, bilişsel empati üzerindeki etkilerinin senaryonun tasarımına (hikâye anlatıcılığı ne kadar güçlüyse sonuç o kadar iyi), etkileşim düzeyine ve kullanıcı özelliklerine bağlı olarak daha değişken olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda araştırmaların bazılarında empati artışındaki kalıcılığın, VR deneyiminin kendisinden çok, deneyim sonrası yapılan değerlendirme, tartışma ve uygulamalarla yakından ilişkili olduğu görülüyor. Diğer açıdan araştırma sonuçları; VR’ın otomatik bir üstünlük sunmadığını, doğru tasarım gerektiren ve geleneksel yöntemleri destekleyen bir araç olduğunu belirtiyor.
Yani VR, güçlü bir empati aracı olsa da sihirli bir değnek değil. Empatinin artması için VR deneyiminin; doğru tasarlanmış, etik olarak iyi kurgulanmış, çok duyulu, perspektif almayı kolaylaştıran, sonrasında ise yansıtma uygulamaları içeren bir modelle sunulması gerekiyor.
Kullanım Alanları
Dünyada ve Türkiye’de VR’ın kullanıldığı alanları şu şekilde özetleyebiliriz:
- Eğitim: Örneğin bir öğrencinin okulda yaşadığı farklı zorluklar, VR gözlükleri ile deneyimlenebiliyor. TÜBİTAK’ın; öğretmenlerin, özel gereksinimli bir öğrencinin gözünden “deneyim yaşamaları” ve bu sayede onun duygu, zorluk ve ihtiyaçlarını daha iyi kavramalarını sağlayan Sanal Gerçeklik ile Empati Projesi (4008) de bunun ülkemizdeki somut bir örneği.
- Sağlık: VR teknolojisi ile bir hastanın ağrı, yönelim kaybı, duyusal hassasiyet gibi durumlarının hissedilmesi sağlanıyor. Örneğin; demans, otizm, depresyon simülasyonları sağlık çalışanlarının hastalara yaklaşımlarını ve iletişim becerilerini güçlendiriyor. Aynı şekilde fobilerden kaynaklanan ya da travma sonrası stres bozukluklarının tedavi ve rehabilitasyonunda kullanılan VR teknolojisi ile hastalar, terapistinin gözetiminde güvenilir bir simülasyonda korkuları ile yüzleşebiliyor.
- İklim Değişikliği ve Çevresel Farkındalık: VR, tehlikenin görünmeyen yönlerini (duman, yön kaybı, stres, koordinasyon eksikliği) öğretme konusunda oldukça etkili. Örneğin, VR senaryoları ile itfaiyecilerin ve ilk müdahale ekiplerinin yangın gibi acil durumlar ile ilgili hem eğitimi desteklenirken hem de kriz yönetimi becerileri geliştiriliyor. Aynı şekilde, sokaklarda yaşamak zorunda olan kimsesiz bir hayvanın ya da yangın esnasında bir ağacın içinde bulunduğu durumu VR ile deneyimleterek insanın kendi üstün konumunu bir süreliğine askıya alıp dünyadaki diğer canlılara karşı farkındalık kazanması sağlanıyor.
- Toplumsal Farkındalık: Göç, aile içi şiddet, engellilik, zorbalık gibi sosyal konuları farklı bir gözle bakabilmemize imkân veriyor. Yapılan araştırmalarda; VR aracılığıyla evsiz kalan bir kişinin veya dışlanan bir grubun bakış açısından olayları yaşamanın, katılımcıların ön yargı eğilimini azaltarak “empati açığını” kapattığı yönünde bulgular görülüyor.
- Kurumsal Eğitim: Büyük kurumlar artık empatiyi yalnızca sosyal sorumluluk başlığı altında değil, kriz anında karar verme, zor bir konuşmayı deneyimleme, ekip içi çatışma çözümü, müşteri ve çalışanların ihtiyaçlarını anlayabilme, liderlik gelişimi, çeşitlilik ve kapsayıcılık politikaları gibi kritik alanlarda da ele alıyor. Örneğin; müşteri deneyimi ekipleri, müşteri yolculuğunu VR ile deneyimleyerek sorunları daha hızlı fark edebiliyor. Yapılan son çalışmalarda görülen empati iletişim puanlarındaki çift haneli iyileşmeler, VR tabanlı empati eğitimini kurumsal dünyada yükselen bir trend haline getiriyor.
Gelecek Perspektifi: Empati 4.0 Ne Yöne Gidiyor?
Özetle, teknoloji artık yalnızca verimlilik, hız ya da eğlence sunmuyor; aynı zamanda bizi birbirimize daha iyi bağlayan, duygularımızı derinleştiren ve empati kurma becerimizi güçlendiren bir alan açıyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, sanal gerçekliğin (VR) empatiyi artırma potansiyeline sahip en etkili araçlardan biri olduğunu gösterirken gelecekte ise dokunmayı hissettiren (haptik) sistemler, koku ve tat simülasyonları, gerçek zamanlı konuşabilen yapay zekâ avatarları, kullanıcıya özel olarak uyarlanan ve çok oyunculu hikayeler ile bu etkinin daha da artacağını öngörüyor.
VR, doğru kullanıldığında eğitimden kurumlara, sağlıktan toplumsal farkındalığa, ön yargıların azaltılmasına kadar pek çok alanda olumlu etki sağlıyor. Bu sayede yakın gelecekte empati, öğretilen bir beceri olmaktan çıkıp deneyimlenebilir bir dijital yolculuk hâline gelecek gibi görünüyor.
Kısacası sanal gerçeklik, insanlığı zayıflatan değil, aksine daha anlayışlı, kapsayıcı ve duyarlı bireyler olmamıza katkı sağlayan bir insan gelişimi aracına dönüşüyor. Böylece sıkça dile getirilen “Teknoloji insanları yalnızlaştırıyor” eleştirisine de şöyle bir yanıt ortaya çıkıyor: Bu konuda belirleyici olan teknolojinin kendisi değil, onu hangi amaçla ve nasıl kullandığımız… Yani unutmamalıyız ki aslında her şey bizim elimizde!
Özge Gargun
Sık Sorulan Sorular
1.Empati 4.0 ne demek?
“Empati 4.0” bugün bilimsel literatürde yerleşik bir terim olmasa da dijital dönüşümün duygusal dünyamızı nasıl yeniden şekillendirdiğini anlatmak için güçlü bir yaklaşım olarak düşünülebilir. VR, AR, yapay zekâ ve çoklu duyusal simülasyonlar sayesinde artık bir hikâyeyi sadece duymak değil, içinde yaşamak mümkün oluyor. Bu yaklaşım, modern dünyanın hızının zayıflattığı bağları yeniden kurmayı ve anlamayı daha erişilebilir kılmayı hedefleyen yenilikçi bir perspektif.
2.VR empati deneyimleri kimler için uygun? Risk var mı?
VR tabanlı empati deneyimleri, özellikle eğitim alan öğrenciler, sağlık çalışanları, müşteri deneyimi ekipleri, liderlik gelişimi programlarına katılan çalışanlar, sosyal farkındalık geliştirmek isteyen bireyler için uygundur. Genellikle düşük riskli uygulamalardır. Ancak kontrolsüz kullanımda baş dönmesi / siber-hastalık (cybersickness), duygusal olarak yoğun senaryolarda hassasiyet, uzun süreli kullanımda ise göz yorgunluğu gibi durumlar görülebilir. Bu nedenle içerikler yaşa, duygusal dayanıklılığa ve kullanım süresine göre tasarlanmalıdır.
3.Empati eğitimi için VR yerine klasik yöntem yeterli olmaz mı?
Tecrübe ile öğrenmenin kritik olduğu durumlarda VR çok daha etkili bir araç olabilir. Klasik yöntemlerin alternatifi olarak değil, etkinliğini artıran tamamlayıcı bir araç olarak düşünülebilir.
4.Empati geliştirmek isteyen bireyler neler yapabilir?
Empatiyi, doğuştan sabit bir özellik olarak değil de düzenli çalışıldıkça güçlenen bir kas gibi düşünebiliriz. Günlük hayatta aktif dinleme pratiği yaparak yani karşımızdaki kişiyi yargılamadan ve sözünü kesmeden dinleyerek, bilinçli biçimde “Onun yerinde ben olsaydım ne hissederdim?” sorusunu kendimize sorup düşünerek ve kitap, film, belgesel ya da VR gibi araçlarla farklı yaşam deneyimlerine temas ederek bu kasımızı güçlendirebiliriz. Kendi duygularımızı tanımak ve adlandırmak, başkalarının duygularını anlamamızı kolaylaştırırken; günlük etkileşimlerde tonlama, beden dili ve ritim gibi küçük ipuçlarını gözlemlemek de empati açısından farkındalığı derinleştirebilir. VR, bu süreci hızlandırabilen güçlü bir araç olsa da empatiyi kalıcı ve sürdürülebilir kılan şey günlük hayata yayılan bu bilinçli pratiklerdir.
5.VR ile empati çalışmalarına nasıl başlanır?
VR ile empati çalışmalarına başlarken, bir uzman eşliğinde küçük ve kontrollü senaryolarla ilerlemek daha doğru olabilir. Deneyimlerin gerçek hayattan alınan verilerle beslenmesi, etkisini artıracaktır. VR deneyimi tek başına yeterli olmayacağı için sonrasında yapılan kısa sohbetler ve değerlendirmeler, öğrenilenlerin hayata geçmesini sağlarken daha kalıcı sonuç için tek seferlik güçlü deneyimler yerine, adım adım ilerleyen öğrenme süreçleri düşünülebilir. En önemlisi ise baştan net bir etik çerçeve çizilmeli ve katılımcıların kendilerini güvende hissetmesini sağlanmalıdır.
Kaynakça:
Crush of the week: Roger Ebert | Roger Ebert | The Guardian
Chris Milk: How virtual reality can create the ultimate empathy machine | TED Talk
Virtual Reality Improves Emotional but Not Cognitive Empathy: A Meta-Analysis · Volume 2, Issue 1
Empathy enhancement through VR: A practice-led design study - ScienceDirect
Virtual reality and empathy: Stepping into someone else's shoes
Sanal Gerçeklik (VR) Teknolojisinin Psikoloji ve Beyin Sağlığına Etkisi | Maltepe Hastanesi
Enhancing Empathy in Virtual Reality: An Embodied Approach to Mindset Modulation
A Mile in Their Shoes: How VR Can Reduce Homelessness Stigma | Psychology Today
Assessing virtual reality’s value as an ‘empathy machine’ | Yale News
VR training can help build empathy in the workplace | Stanford Report
Unlocking Empathy, Communication, and Leadership through VR Training
Virtual Reality, and its implications for empathy and social justice. – mcyork.com




