İnsanlık tarihine baktığımızda iki temel ihtiyacın bizi şekillendirdiğini görürüz: hayatta kalmak ve büyüyüp gelişmek. Bu yolculuk boyunca insanlar, farkında olarak ya da olmayarak sanat ve teknolojiden beslenmiş, yeni yollar keşfetmişlerdir. Sanat, merakımızı, heyecanımızı, mutluluğumuzu ve öfkemizi ifade etmenin bir aracı olurken; teknoloji, bu duyguları ve ihtiyaçları daha yaşanabilir ve kullanılabilir hale getiren güçlü bir araç olmuştur. Yani sanat ve teknoloji sanıldığı kadar birbirine uzak tanımlar değiller. Özellikle son yıllarda teknolojinin hayatımızdaki yeri hızla büyüdükçe, önemini görmezden gelmek imkânsız hale geldi. Hâl böyle olunca bugün birçok alanda kullanılan blockchain teknolojisinin, sanat sektörünü de yeniden şekillendirebilme potansiyeli olduğunu söyleyebiliriz.

Blockchain teknolojisinin, sanat sektöründe uygulanabilir alanlarına girmeden önce, kısaca ne olduğunu anlamak ve temellerini kavramak önemli. Blockchain en temel haliyle, bilgisayar ağları üzerinden yapılan işlemleri kaydeden dijital bir defterdir. Bu defter, işlemlerin güvenli ve siber saldırılara dayanıklı olmasını sağlayan bir sistemdir. Her yeni bloğu oluşturan veriler, zincire eklenmeden önce iş birliği yapan bir bilgisayar ağı tarafından doğrulanır. Doğrulandıktan sonra zincirin sonuna eklenir ve önceki bloğa referans verir. Böylece kronolojik bir veri zinciri oluşur ve geçmişin izlenmesi mümkün hale gelir. İşte bu özellik de sanat sektöründe blockchain’ in kullanılmasını cazip kılan en önemli noktalardan biridir.

Bir Köken Meselesi

Bugün blockchain’ in yalnızca finans dünyasında değil; dijital kimlik doğrulama, tedarik zinciri yönetimi ve akıllı sözleşmeler gibi pek çok alanda kullanılmaya başladığını görüyoruz. Sanat ve blockchain’ i tek bir çatı altında düşünmek ve araştırmak zor olabilir ancak ayrı ayrı ele aldığımızda, sanat alanında da güvenlik ve şeffaflık sağlayabileceğini söyleyebiliriz. Çünkü sanat sektörünün en büyük sorunlarından biri “köken meselesi”. Piyasada çok sayıda sahte eser dolaştığından, bir eserin orijinalliğini doğrulamak artık zorlaştı. Bu da sektör için ciddi bir problem haline geldi. 

Güzel Sanatlar Uzmanları Enstitüsü (FAEI) yıllar önceki raporunda, piyasadaki eserlerin yaklaşık %50’ sinin sahte olduğunu belirtmişti. Döneminde sansasyon yaratmış olaylardan yalnızca iki tanesiyle bile bu açıklamayı destekleyebiliriz. 2018’ de Fransa’ daki Étienne Terrus Müzesi'nde düzenlenen özel bir sergide, sanatçının 140 eserinden 82 eserinin sahte olduğu ortaya çıktı. Müze çalışanları, bir sanat tarihçisinin müzeyi ziyaret edip, onları uyarması sayesinde durumun farkına vardı; bazı tablolarda Terrus’ un ölümünden sonra inşa edilen binalar görülmüştü. Benzer bir skandal da New York'un en eski galerilerinden Knoedler’ de yaşandı. Galeri, 1990’lar ve 2000’lerde sahte Jackson Pollock, Mark Rothko ve Robert Motherwell eserleri sattı. Bu eserlerden biri olan Mark Rothko’ nun “Green and Tangerine on Red” adlı tablosu, Gucci’ nin eski CEO'su Domenico De Sole tarafından, o güne kadar bir sanat eserine ödenebilecek en yüksek meblağ olan 8,3 milyon dolara satın alınmıştı. Skandal sonrası 200 yıllık galeri kapandı.

Geleneksel Yöntemler mi? / Blockchain Teknolojisi mi?

Sanat eserlerinin doğrulanması oldukça karmaşık ve uzmanlık gerektiren bir süreçtir. Bu süreçte sanat tarihçileri, küratörler ve restoratörlerin uzman görüşleriyle birlikte, teknolojiden de yararlanılır. Uzmanlar birden fazla yöntemle analiz ederken; teknolojiden de röntgen, kızılötesi ışınlar, karbon tarihleme ve pigment analizleriyle eserlerin dönemi ve teknik özelliklerini belirlerken destek alırlar. Böylece eserin dönemi, teknik özellikleri, stili hakkında detaylı bir rapor hazırlanabilir ve orijinal olup olmadığı anlaşılabilir. Ancak bu yöntemler de bazen kesin sonuç vermez. Caravaggio’ nun “Judith, Holofernes' in kafasını kesiyor” (Judith Beheading Holofernes) tablosu buna örnektir: eserin uzun süredir kayıp olan ikinci versiyonu Fransa' da bir çatı katında bulunmuştu. Caravaggio uzmanı Mina Gregori, yaptığı analizler sonucunda tablonun sahte olduğunu iddia etti. Bir başka Caravaggio uzmanı Eric Turquin ise tablonun gerçekliğini doğruladı ve 120 milyon avro değer biçti.  

Yani geleneksel sanat sektörü, yıllardır özgünlük ve köken meselesiyle boğuşuyor. İşte blockchain bu noktada devreye giriyor. Her sanat eserine blok zincirinde bir kimlik veriliyor; sanatçının adı, yapıldığı yıl ve sahiplik bilgileri kaydediliyor. Eser el değiştirdikçe bu bilgiler zincire ekleniyor ve kırılmaz bir mülkiyet zinciri oluşuyor. Bu sayede eserlerin gerçekliği kronolojik ve bozulmaz bir şekilde takip edilebiliyor. Bu şeffaf mülkiyet zinciri, sanat hırsızlığını önlemede, çalınan eserlerin kurtarılmasında, koleksiyonerler, sigortacılar ve değerleme uzmanları için etkili bir ortam sağlıyor. Blockchain’ in yanında yapay zekâ da sanat eserlerinin gerçekliğinin analizinde rol oynuyor. Sanatçıların stil, akım ve fırça darbeleri üzerinden eğitilen yapay zekâ, blockchain ile birleştiğinde kimlik doğrulama için daha güçlü bir yöntem sunmuş oluyor. Blockchain teknolojisi, kültürel eserlerin yasa dışı ticaretiyle mücadelesinde de önemli bir rolü üstleniyor. Kara para aklama ile mücadele (AML) ve kimlik doğrulama (KYC) gibi düzenlemelerle desteklendiğinde, sektörde güvenlik çıtasını hayli yükseltebilir görünüyor. 

Sanat eserlerinin fiyatlandırılmasında aradığımız adil ortam da blockchain’ in merkeziyetsiz yapısı sayesinde sağlanabilir. Örneğin açık arttırma işlemlerinde her teklif işlem olarak blockchain’ de kaydedildiğinden, tüm faaliyetlerin değiştirilemez bir kayıt defteri oluşturulmuş oluyor, dolayısıyla tüm katılımcılar teklif geçmişi hakkında da doğru bilgilere erişiyorlar. Aynı zamanda coğrafi sınırlamalar da ortadan kalkmış oluyor, dünyanın her yerinden katılım mümkün hale geliyor.

Varlığa Dayalı Token ile Parçalı Sanat Yatırımı

Bir de “varlığa dayalı token” (asset-backed tokens) konusu var ki sanat yatırımı ile oldukça ilgili. Varlığa dayalı token, bildiğimiz kripto yatırımı yerine gerçek bir varlığa yatırım yapma konusu; yani fiziksel bir varlığın dijital temsili. Sanat yatırımının değeri, geleneksel finansal varlıkların aksine her zaman dayanıklılık gösteriyor, durgun zamanda değeri yükselmezse bile düşmüyor. Bu da sanat eserinin nadir ve somut bir varlık olmasına bağlanıyor. Neticede bir tane Mona Lisa var ve yeniden yaratılamaz. Varlığa dayalı token’ ın en iyi örneği “parçalı sanat yatırımı”. Bir eser hisselere bölünüyor ve her hisse blockchain üzerinde güvence altına alınıyor. Bu sayede de gerçekliği ve sahipliği garanti edilmiş oluyor. Aynı zamanda yüksek maliyeti de ortadan kaldırarak, sanat yatırımını daha erişilebilir hale getiriyor. İngiliz sigorta şirketi Hiscox’ un Online Sanat Satış Raporu’ nda yer alan bir araştırmaya göre düzenli olarak sanat eseri alıp satan yatırımcıların %86’ sı, önümüzdeki dönemlerde parçalı sanat yatırımı yapmayı planlıyor.

Peki Sanatın Blockchain’ e Gerçekten İhtiyacı Var mı?

Blockchain teknolojisinin, güvenilir ortam sağlanmasında etken oluşunu belirttik ancak diğer sektörlerin aksine, sanat sektöründe bu bazı güç dengesizlikleri de yaratabilir; teknoloji okuryazarlığı olmayan, daha geleneksel kurumlar ve kişilerin karşısında, belirli bir kesimin blockchain tabanlı sanat kaynaklarına erişebilmesi. Bir yandan da tüm eserler için kullanılabilir mi sorusu çıkıyor ortaya ki tarihi eserler gibi geçmiş kayıtları olmayan varlıklar, blockchain’ e uygulanmayabilir.

Sanatın ve blockchain’ in karşılaşması yeni değil aslında; ilk tanışma 2021’ de NFT’ lerle (non-fungible token) oldu. Ülkemizden de olmak üzere dünyanın birçok yerinden sanatçılar, projelerini o dönem hızla hayata geçirdiler. NFT’ ler, dijital sanat eserlerinin sahipliğini ve satışını güvenli hale getirdi getirmesine ama başlangıçta büyük bir patlama yaşansa da popülerliği kısa sürede azaldı. 

Sanat sektöründe blockchain henüz yolun başında olsa da gelecekte etki alanını büyütecek bir potansiyele sahip olduğunu söyleyebiliriz. Tabii bu sektörde tam anlamıyla başarıya ulaşması için, biraz önce de bahsettiğim gibi kullanıcılarının blockchain teknolojisini öğrenmesi ve benimsemesi gerekiyor. Geleneksel yöntemlere bağlı koleksiyonerler ve galeriler için bu süreç biraz zaman alacaktır, tüm bunları önümüzdeki yıllar bize gösterecek.